Kadın İçe Döndüğünde…

Bir kadın iç dünyasına döndüğünde gizli hazinelerini arar, bulur da. Hiç bilmediği karanlık diyarlara yürür sönmeyen ışığıyla. Gölgeler kaçışır önünden. Onun cesareti birçok korkağı ta uzaklardan korkutup kaçırır.

Bir kadın içeri döndüğünde artık kendi alanındadır. Onun bunun dırdırları, boş konuşmaları duyulmaz bu kutsal yerde. Sadece sessizlik ve mum ışığı hakimdir. Burası bir bahçe de olabilir, sarkıtlarla örülü bir mağara da, nilüferlerin açtığı bir göl kenarı da. Burası sadece ona ait, kimsenin gelmediği bir yer olmalı.

Bu onun Karanlık Ay’ıdır. Herkesten gizli, perdeler arkasında durup gölgeler içinde, sadece hissettiği, kendini yenilediği Sessizlik’tir. 

Burada yatar işte gizli hazineler. Kişisel güç buradadır, sessizliğin içinde hafifçe sallanır. Biraz dinlenince, aslında çiçeklerle ve ağaçlarla bir olduğunu anlar. Onun tüm ihtiyacı günlük hayattan uzaklaşmak, onunla ilgisi olmayan şeylerden biraz olsun kafasını alabilmektir.

Sahi, neden bu kadının dünyası onunla ilgisi olmayan şeylerle dolu ? Çalıştığı şirket, hayatındaki gereksiz insanlar, gereksiz trafik, anlamsız kavgalar ? Bunların onunla ne ilgisi var ? Belki de hayatı artık dolmuş bir çöplük gibi patlamak üzeredir ? Neden bu kadar çöp biriktirir ki insan ? Hiç!

Çöplerden ve seni olduğun yere bağlı tutan şeylerden kurtulma vaktidir belki. Bunu içe dönmeden bilemezsin. Önce içe dönüp, kendini dinlemelisin. Sonsuz sessizliğin dayanılmazlığında bulacaksın senden çalınan her şeyi. Kişisel gücü, derinliği, neşeyi ve mutluluğu. Aradığın her şey her an seninle, sadece onları duyacak, görecek, deneyimleyecek zamana ve alana ihtiyacın var.

 

 

Sevgiyle,

Begüm Asteria

Nisan 2018

KADIKÖY

 

Sen Eksik Değilsin Ki…

Sen eksin değilsin. Şu anki halinle tam ve mükemmelsin. Evet, duyuyorum, dünyanın seni kabul etmediğini, fazla kilolu olduğunu, saçlarını beğenmediklerini düşünüyorsun. Ya bunlar seni değersizleştirmek ve kullanmak için uydurdukları sanrılarsa ?

Bugün birçok arkadaşımın kendilerinde bir “gariplik” olduğunu düşündüklerini görüyorum. Sevilmediğimiz, istenmediğimiz hayatlar yaşıyoruz. Bizi istemeyen bir dünyanın içine kendimizi sığıştırabilmek için sirk hayvanları gibi taklalar atıp duruyoruz.

Peki, değer mi ?

Bundan nasıl kurtulurum ?

Aslında kurtulmak çok basit ama biraz cesaret istiyor: şu anda, şu içinde olduğumuz anda gerçekten, tüm içtenliğinizle kendinizin tam ve kusursuz olduğunu fark etmek. Hayır, binlerce insanın yaptığı gibi içten içe kırıklarla dolu olup da “ben harikayım” demek değil, bu zaten anında fark ediliyor, olmuyor. Sessizce, bütünlük içinde olduğunuzu kendiliğinden fark etmek ve bunun karşısında hiçbir şey yapmamaktan; var oluşunuzu tepki vermeden sessizce ve yücelikle kabul etmekten bahsediyorum.

Kendi içinizde duran gücü kabul ettikçe, onunla yüzleşmeye cesaret buldukça aslında pek bir şeye de ihtiyaç duymadığınızı fark edeceksiniz. Bilincinize gelmeye çalışan farkındalıklara ve enerjilere alan tuttukça her şey daha da kolaylaşacak, sıkışmışlık hissi dağılacak.

 

Sen bu halinle tam ve bütünsün. İyileştirilmene gerek yok. Sadece yaratıcı potansiyelini çok daha iyi kullanabilirsin. Bu da kendini tanımaktan geçer. Asıl benliğinle kişiliğini karıştırmamalısın. Asıl benliğin belki seni çağırıp duruyor ama sen onun ışığından ve sıcaklığından korktuğun için kötü ilişkilerde, sonuç vermeyen denemelerde harcayıp gidiyorsun zamanını ?

Peki artık sürüklenmekten bıkmadın mı ?

 

 

Sevgiyle,

Begüm Asteria

Nisan 2018

KADIKÖY