Boğa Burcu ve Taurid Meteor Yağmuru

Anadolu Medeniyetler Müzesi’ne girdiğinizde sizi öncelikle Göbekli Tepe’den bir sütun ve ardından da Çatalhöyük köşesi karşılar. Çatalhöyük’ü canlandıran bu köşede kocaman boğa figürleri dikkat çeker. Müzeyi gezerken her adım başı karşılaşacaksınızdır boğayla, kazanların etrafına, çeşitli kaplara çanaklara şeklini vermiş boğa yüzyıllar boyunca. Girit’in Minos’u, Mısırlılar’ın Apis’i olmuş. Astrolojide de on iki burçtan birine vermiş adını.

Günümüzün bebek bilim dallarından biri de arkeo-astronomi. Bunlardan binlerce yıl önce yaşamış insanların gökyüzünde gördüklerini nasıl anlamlandırıp buna göre kendi yapılarını nasıl inşa ettiğini inceleyen bilim dalı. Çok fazla teoriye ve çok fazla varsayıma dayanan ama bilimsel, somut bilgileri de (örneğin Göbeklitepe’nin ne kadar eski olduğu) içeren bir bilim dalıdır. 2018’de yayınlanan “Decoding European Palaeolithic Art: Extremely Ancient Knowledge of Precession of the Equinoxes” Sweatman et al., astrolojiyle ilgilenen herkese önerebileceğim bir makale. Sweatman’in teorisine göre bundan binlerce yıl önce Taurid, yani Boğa Takımyıldızından gelen meteorlar dünyayı çok ciddi şekilde etkilemiş, insanların hayatını yok edecek kadar zarar vermiş dünyaya. Bunu bilen insanlar da bir dahaki Taurid meteor yağmurunun ne zaman geleceğini gözlemleyebilmek için Göbeklitepe’yi inşa etmişler. Bu elbette yalnızca bir teori.

Bu teorinin merceğini elimize alıp Anadolu Medeniyetler Müzesi’ne girdiğimizde de gördüğümüz boğa figürlerini buna göre anlamlandırabiliriz. Belki bundan bin yıllar önce boğa insanlar için önemliydi, kafamıza yanan toplar atan bir takımyıldız önemli olsa gerek. Ama BİLMİYORUZ. İnsanların neden boğa figürünü bu kadar çok kullandığını anlamak imkansız, bundan beş bin yıl önce yaşamış büyükannelerimiz gibi düşünebilmemiz imkansız.

 

Yine de biz Yaşam Çarkı’nın ikinci hanesinden bize gülümseyen Boğa’nın demek istediklerini anlamak için düşünebiliriz. Ateş Elementinden olan Koç’un hemen ardından gelir Boğa. Boğa, Toprak Elementinin ilk burcu. Koç’un hayat dolu, hemen harekete geçmeye hazır enerjisinin topraklandığı, maddeye dönüştüğü yer. Baharın artık iyice oturduğu, baharın getirdiği yeni hayatın bolluğa ve berekete dönüştüğü yer Boğa. Boğa aslında zengin de olunan yer. Sahip olmak, çiçek toplamak ve bu çiçeklerin güzelliğinde doğanın sonsuz zenginliğini görmek de Boğa mevsimini anlatır. Kışın kıtlığından çıkan insanoğlu artık bahçelerde, bağlarda tarlalarda ilk işlerini bitirmiştir ve toprak da ilk meyvelerini verir bu mevsimde. Boğa mevsiminde yılın ilk hediyeleri gelir, evet, kirazlar ve erikler, bahar meyve ve sebzeleri. İşte artık tüm kış boyunca boşalan depolar yavaş yavaş dolmaya başlıyor. Bu yüzden Boğa burcunun doğasında toplamak, biriktirmek vardır. Boğa, insanın kıtlıktan çıktığı ve uzun ve karlı kışın ardından ilk kez ağaçlardan, doğadan bir şeyler toplamaya başladığı zaman… Ağaçlar günışığını depolar, topraktaki bitkiler hem ışığı hem de topraktan aldıkları vitamin ve mineralleri depolar, biriktirerek, biriktirdiklerini iyi değerlendirerek Başak mevsiminde hasat vermeye hazırlanırlar. Yılın bu zamanında doğan insanlar da işte böyledir. Boğa Burcunda doğanlar biriktirmeyi ve ellerinde tutmayı çok iyi bilirler. Doğum haritanızda Boğa hangi alana düşüyorsa burada bir şeyleri biriktirme, elde tutma ve değerlendirme eğilimde olabilirsiniz. Doğum haritanızı bilmek size sonsuzluğun kapısını açar. Bu kapıyı aralamış birçok kadınla birlikte çalışıyorum. Kendini tanımak, kendini bilmek en eski çağlardan beri insanların en büyük arzusu ve çabası olmuş. Bugün elimizde Internet ve binlerce kaynak var. Biz de bu dönemde Boğa gibi davranıp bu kaynakları elimizden geldiğince iyi ve verimli değerlendirmeyi seçebiliriz. Bu yüzden kendi astroloji çalışmalarımı sadece danışanlarımın olduğu özel bir grupta yoğunlukla devam ettiriyorum. Sadece birlikte çalıştığım, kendisini ve haritasını bildiğim yani daha basit tabirle danışmanlık verdiğim kişileri alabiliyorum bu gruba. Eğer astrolojide derinleşmek, daha uzun, nitelikli ve kişiselleştirilmiş astroloji içeriğine ulaşmak istiyorsanız lütfen bana ulaşın.

 

Underground her zaman daha iyidir 😉

 

 

Sevgiler

 

Begüm

Lydiansoulwork@gmail.com

 

 

 

 

 

29 Nisan Haftası

Bu haftaya Balık’taki Ay ile başlıyoruz. Belki yatakta biraz daha uzun kalmak istediğimiz, işe koyulmaktansa kendimize zaman ayırmak istediğimiz bir sabah olabilir. İnsanın ve doğanın işleyişi, her zaman toplumun bizden bekledikleriyle örtüşmüyor,  bu sabah da böyle bir sabah. Ay Balık’tayken insan içe döner, dinlenmek ve biraz daha fazla uyumak ister. Ama bugün Pazartesi ve hızla işe koyulmak, ayılmak zorundayız. Belki bizi harekete geçirecek bir müzik ve ayıltacak bir fincan kahve iyi gelecektir.

Ay kapanırken çok heyecan ve enerji dolu olmayabiliriz, bunu tolere edebilmek ve kendimize dinlenmek için de izin vermek gerekir.

Salı günü yaşayacağımız Ay-Neptün kavuşumu da iyice hayal ve fantezi dünyalarına, derin uykulara çekebilir bizi. Yaratıcılığın derinde dolaştığı bir gün. Belki bir şeylerden vazgeçtiğimiz, önümüzdeki seçenekleri elediğimiz bir sabah. Ay-Neptün birleşiminin getirdiği güzel enerjileri kullanarak bunu sevgi ve şefkatle yapmayı da seçebiliriz. Boğa’da seyreden Güneş de sakinlikten bahsediyor. Kahveyi her zamankinden daha koyu içmek isteyebilirsiniz bu sabah. Yine de yaratıcılık, müzik ve hayaller için de yer ayırın ajandanızda 😉

Çarşamba günü öğleden sonra Ay’ın Koç’a geçmesiyle enerjinin biraz olsun değişeceğini öngörebiliriz. Ay, Koç’a giriyor olsa da bununla birlikte balzamik evresine yani karanlık ay evresine girecek. Karanlık Ay da sessizliği ve karanlık içinde uyuma halini anlatır. Bu sefer Koç’u cayır cayır alevler halinde değil, hafif bir kor halinde yaşayacağız. Biraz hareketlenecek ortalık ama yine de çok değil.

Perşembe günü çok ilginç. Merkür’ün Pluton ile olan ilişkisi bize çok ilginç fikirler, derinden gelen düşünceler getiriyor. Konuşmalarda, alışverişlerde yoğunluk olabilir. Kendimizi tanımak, kişisel gelişim için okumalar yapabiliriz. Günlüklerimizi alıp sayfalarca yazı yazmak için de çok iyi bir gün. Derinlerde dolaşan, psikolojik konuları yüzeye çıkarmak ve güvendiğimiz kimselerle konuşmak için kullanabileceğimiz bir zaman görüyorum.

Perşembe günü öğle saatlerinde Koç Burcu’nda Ay-Venüs kavuşumu var. Kadınların biraraya gelmesini, genç ve yaşlı kadınların biraraya gelmesini anlatır bu kavuşum. Birbiriyle konuşan ve fikir alışverişinde bulunan kadınlar olarak yorumlayabiliriz.

Cuma günü öğle saatlerinde yaşayacağımız Ay-Merkür birleşimi de Cuma günü duygularımızı iyi anlayabileceğimizi ve duygularımızı, her zaman farkında olmadığımız derin ve saklı duygularımızı daha iyi anlayıp kendi kendimize anlatabileceğimizi işaret ediyor. Bu hafta da Lydian’dakişisel astroloji haritaları ve özel çalışmalar devam ediyor olacak. Günlük kısa yorumlarımı sosyal medyada paylaşıyor olduğum gibi asıl uzun ve nitelikli yorumlarımı sadece danışanlarımın olduğu özel Instagram hesabımda yayınlıyor olacağım. Bu yazıyı buraya kadar okuduysan sen de bu kapalı gruba katılmak isteyebilirsin; astroloji konusunda soruların, merak ettiklerin varsa bana her zaman ulaşabilirsin.

 

Sevgiler

Begüm

Lydiansoulwork@gmail.com

Terazi’de Dolunay: İlişkilerde Son Durum (müzikli)

“I can sing a love song like the way it is meant to be but I guess I am not good at that anymore.”

Hiç düşündünüz mü neden insanların sevgilisi olur ? Neden evlenirler ? Neden ortaklık kurarlar ? Neden ortaokulda lisede kızların illa ki bir tane en yakın arkadaşı olur ?

Ben özel radyoların ve özel televizyonların, müzik kanallarının ortaya çıktığı dönemde büyüdüm. Kumralım, esmerim, güz güneşim, yaz aşkım, birtanem, iki tanem, aşk meleğim, döndür bebeğim… Hatta 1995 yazında, Top 5’ta Bon Jovi’nin Always klibi çıkacak diye televizyonun başında beklerdim…

 

İşte bu dolunayda da enerjiler biraz bu klipteki gibi, dramatik, durduk yere maraz çıkartan, şok eden, birden bire alevlenen ama bir o kadar da aşk, sevgi ve belki de tutku dolu.

İlişkilerde sürprizler söz konusu. Bana gelen en süper soru: “iyi mi kötü mü”. Bunu nolur sormayın, biz astrolojide hiçbir şeyi iyi ya da kötü olarak tanımlamıyoruz. Sürpriz, sürprizdir; iyisi de olur kötüsü de. Önemli olan karşımıza çıkan olaylara bizim nasıl yanıt verdiğimiz, hangi tutumu sergilediğimiz. Biz kendi tavırlarımızdan, tutumlarımızdan, sözlerimizden ve hareketlerimizden sorumluyuz. Bu sorumluluktan kurtulmanın hiçbir yolu yok.

21 Mart’ta Güneş’in Koç’a geçmesiyle yine güzelim Terazi Burcu’nda bir dolunay yaşamıştık. Bu Terazi’de yaşayacağımız ikinci dolunay. O dolunayda başlayan süreçler şimdi bir sonlanmaya doğru gidiyor. Bu dolunay bize ilişkilerimizin iyi olabilmesi için her şeyden önce kendimizi tanımamız, kendimizle olan ilişkimizi dürüstlük ve açıklıkla, biraz da Koç’un çocuksu masumiyetiyle gözden geçirmemiz gerektiğini öğretmişti. Yani umarım bunları yaptınız, bu konularda belli farkındalıklara ulaşıp aslında sorunun karşıda değil de sizde olduğunu biraz olsun anladınız geçen bir ay içinde 😀

ner

Şimdi bugün yepyeni bir sayfa açılıyor ilişkilerde. Hem kendimizle hem de karşıdakiyle. Unutmayın, karşımızdaki kişide gördüğümüz eksiklikler, kötü yönler aslında bizden, bizim henüz kendimizde tanımadığımız, göremediğimiz parçalarımızdan kaynaklanıyor. Buna teknik olarak yansıtma diyoruz. Farz edelim ki bir kişi resim konusunda çok yetenekli olsun ama bunun farkında değil, bir şekilde hayatta hiç bunu ifade edememiş. Bu kişi resimden, sanattan, sanatçılar nefret de edebilir, tüm varını yoğunu yağlıboya tablolar almak için seferber de edebilir. Kendinden gizli saklı olanı dışarıda görmek böyledir. İnsan aslında kendi içinde olanın peşinden koşar durur. Dışarıda görüp de aşık olduğumuz özelliğin kendimizde olduğunu farkettiğimizde ve bu özelliği kendimizde bütünleştirebildiğimizde biraz daha büyümüş oluruz. İşin komik tarafı da bu, insan aslında asla büyümeyi tamamlamıyor, hep çocuklar gibi büyüyüp gelişiyoruz; bu gelişim bir şekilde durdurulduğunda sıkıntılar çıkıyor zaten.

İşte biz de aşk ve ilişkilerde kendimizde eksik olanı karşı tarafa sinema projektörü gibi yansıtıyoruz. Belki bazen karşımızdaki insanın yapmadığı şeyleri, aslında onda olmayan özellikleri de fantastik bir şekilde onda görmeye başlıyoruz. Yansıtma insanın bütünlüğe ulaşma amacının bir parçası. Kendisinde kabul edemediği, hayatına entegre edemediği yönlerini karşıdaki insana yansıtınca da sanki sorun o kişide ya da ilişkide ya da sevgide ya da aşkta gibi görünüyor,  her şey için karşısındakini suçlamaya başlıyor insan… You are to blame, you give love a bad name. 

Merkür, Kiron ile birleşik. Yaralayıcı sözlerden kaçınmak gerek. Özellikle Yaylar, sizi biliyorum, o ateşli okları bazen sözler yoluyla etrafa saçabiliyorsunuz. Konuşmadan ve o mesajı yollamadan önce iki kez düşünmekte fayda var.

İşin içinde Uranüs varsa özgürleşmek de vardır. Karşıya yansıttıklarımızdan, ilişkiler yoluyla kendi kendimize taktığımız prangalardan özgürleşiyoruz. İşte bu kısım biraz sürprizli olabilir.

Bu dolunayda aslında bunların hepsini aşmak için gerekli her şey var. Nereye kadar yansıtmalarla, ben-sen kavgasıyla, egoları şişirerek gidebiliriz ki ? Sonuç ortada, mahvedilmiş bir dünya Artık bırakmak gerek bu işleri, insan ancak kendinden arındığında erişebilir aradığı sonsuzluğa ve yüksek sevgiye. Aşk ve sevgi için egoyu feda edecek Balık’taki Venüs ve bizleri çok daha güzel bir döneme götürecek…

 

İletişim için: Lydiansoulwork@gmail.com

 

Sevgiler

Begüm

19 Nisan 2019

KADIKÖY

 

 

 

 

Doğum Haritasındaki Gizli Sır: Yaşam Amacı

Tabi ki böyle bir şey yok. Ancak bir, iki, üç, dört… kez; defalarca bana bu soru geliyor: Doğum haritası yoluyla yaşam amacı bulunabilir mi ?

Önce bu soru içindeki kavramları dökelim.

Yaşam amacı nedir ? İnanın bilmiyorum. İnsanın yaşamının dönemlerinde “içinden gelen” (bu “içinden gelen” kısmını Jungcu bir şekilde açıklayabiliriz) arzular ve itkiler olur. İnsanın kişisel gelişimi bir akıştır, adım adım bir yere doğru gider ve o yere ulaşabilmek için evrelerden, devrelerden geçer; devreleri yakmamak gerek bu arada. Burada, felsefede teleoloji dediğmiz çok eski bir kavramdan bahsediyorum. Elinizde bir meşe palamudu varsa bu meşe palamudu ancak bir meşe ağacı olabilir, bir eşek olamaz. Meşe palamudunun amacı meşe ağacına dönüşmek ve yeni meşe palamutları vermek olabilir mi ?  Aslında bunu da bilmiyoruz, ağaç olduktan sonra kesilip, odun olup bir evi de ısıtabilir. Yaşam amacı diye bir şeyin tanımlanabileceğini sanmıyorum.

Özünde insan neyse hep odur ama bireyselleşme sürecinde insan işte özüne, kendine doğru gider ve özünde getirdiği şey her neyse onu açığa çıkarır, ifade eder. Belki de yaşamın amacı yaşamdır; herkesin özünde getirdiğini ifade ederek daha çok yaşama hizmet etmesi, böylelikle de kendi varlığını ve biricikliğini ortaya koyabilmesidir.

Doğum Haritası

Doğum haritası sizin doğum anınızı gösteriyor. Yukarıda nasılsa aşağıda da öyledir. Astrolojinin temel varsayımları doğrultusunda düşünürsek, doğum haritası, harita sahibi hakkında bize birçok bilgi verir. Onun meşe palamudundan kocaman, ulu bir meşeye dönüşürken hangi evrelerden nasıl geçtiğini gösterir, özellikle de ilerletilmiş haritalar bu konuda bize çok yardım eder. Kişinin niteliğini, dünya ile ilişkisini, zaman ve mekan içinde nerede durduğunu astroloji gösterebilir. Astroloji her zaman yorum sanatıdır ve haritaları yorumlayan ve bu yorumu karşısındakine aktaran kişinin bilinç seviyesi, eğitim seviyesi ve mesela ne kadar felsefe ve mitoloji bildiği de çok önemlidir 😉 😀

pandorr

Ben hayatımda, kendim de dahil, kimsenin doğum haritasına bakıp da “işte hayatının amacı bu, hayırlı olsun” demedim. Bu sorgulama işidir, insanın dünyayı algılama şekli her gün değişir. Amaçlar da ancak  dönemsel olabilir.

38 yaşında, çok yakın bir arkadaşım var. Hayatında herhangi bir evlilik, doğum ya da aile kurma ile ilgili bir şey olmadı, hep çok istedi ama bir şekilde olmadı. Haritasında Kuzey Ay Düğümü Yengeç Burcu’nda. Bir yerlerde okumuş: “Haritanızda Kuzey Ay Düğümü Yengeç Burcu’ndaysa sizin hayattaki amacınız aile kurmaktır” diye. Yana yakıla bana geldi, şimdi ben bu kadını yerden nasıl kaldıracağım ? Tabi ki okuduğu şey feci şekilde yüzeysel ve bir şekilde onun hassas bir noktasına dokunmuş… Hayat amacı gibi iddialı bir şeyi iki satırlık yazılarda bulamazsınız. Sizinle ve hayatınızla ilgili her şeye zaten sahipsiniz, sadece kendinizi tanımanız, farkındalığınızı derinleştirmeniz ve arttırmanız gerekir. Uzaklarda ya da Instagram köşelerinde aramayın…

 

 

Sevgiler

Begüm

18 Nisan 2019

KADIKÖY

18 Mart Haftası

Bu hafta, yılın en önemli haftalarından biri. 21 Mart’ta, Güneş’in Koç Burcu‘na geçmesiyle yeni bir astrolojik yıl başlıyor.

21 Mart’ta gün ve gece eşitlenir, aydınlık ve karanlık tam dengede durur. Ne aydınlık daha fazladır geceden, ne de karanlık daha uzundur gündüzden. Ekinox, kelime anlamı olarak “eşit gece” demektir, gece ve gündüzün dünyanın her yerinde aynı sürede yaşandığını anlatır.

Gece ve gündüzün eşit olması, dişil ve eril enerjilerin de dengede olduğu anlamına gelir. Bu dengenin kusursuzluğunda yeni bir yıl, yeni bir mevsim, yeni bir hayat, yeni bir bilinç kendini gösterir. Dünyada hayat uyanır, ağaçlarda tomurcuklar patlar, hayvanlar ve tüm doğa, tüm yaşam hareketlenir. Önceki Ekinoks’ta, yani 23 Eylül’de uykuya yatan  güzeller şimdi uyanırlar derin uykularından.

Dünyada hayat bir döngüden diğerine dönedursun, Güneş, bu sefer Koç’a girdiğinde gerçekten ilginç biriyle karşılaşıyor: Kiron. Maddi dünyayı, herkesçe kabul edileni, sıradanı ve sıkıcıyı aşma kapasitemizi gösteren, Kahramanlar’ın Ustası Kiron bilincimizle bütünleşiyor… Belki de burada kendimizi aşmaktan ve yepyeni bir benlik bilinciyle bireyselliğimizi ifade etmekten bahsetmek gerekir. Yaşayıp görmeden sallamanın da çok anlamı yok 🙂

Güneş, yeni bir döngüye girip Kiron ile elele verirken, Ay da hemen karşısında olacak, dengeyi, ikiliğinde kusursuz olarak dengelenmesini anlatan zarif Terazi Burcu’nda… Bu bir dolunay elbette. Koç’tan ve Terazi’den bahsettiğimiz için bizim için önemli olan iki gezegen, Venüs ve Mars da birbirleriyle sıkı bir pazarlık içinde… Harika.  Çok güzel bir haftanın bizi beklediğini müjdeleyelim ve bize verilen zamanı doğru kullanmak, bütünün, herkesin, açan her çiçeğin yararına kullanabilmek için elimizden geleni yapalım… Satürn’ün Oğlak’ta ve Jüpiter’in Yay’da olduğu bu yıl, eşine benzerine çok uzun zaman rastlamayacağımız nitelikte bir yıl. Her şey bizim elimizde…

 

Sevgiler

Begüm

18 Mart 2019

KADIKÖY

 

 

11 Mart Haftası

Herkese Günaydın!

Haftaya kararlı bir şekilde başlıyoruz, Pazartesi hareketli ve içinde birçok olayı, gelişmeyi barındıran bir gün olacak gibi görünüyor. Boğa’da, ayakları yere sağlam basan Ay, Venüs ile karesini kesinleştirip, Mars’a doğru gidiyor. Koşturmalı, hareketli ama bir o kadar da bir şeyleri ertelemek de istediğimz bir Pazartesi olacak gibi görünüyor. Kadınlar arasında çekişmelere çatışmalara dikkat etmekte fayda var. Yine de, Ay’ın Satürn ile olan uyumlu açısını kullanarak işlerimizi planlayabilir, hepbirlikte inşaa etmekte olduğumuz gelecek için her zamankinden daha iyi çalışabiliriz. Bunun için gereken enerji de akşam geç saatlere dek bizimle.

 

Salı sabahına biraz daha içe dönmüş ve kendimizle, iç dünyamızla uğraşır bir halde uyanabiliriz. İçsel gücümüzü, psikolojik gücümüzü rahatlıkla hissettiğimiz bir sabah. Dünyanın koşturmacası ve çalışması, madde dünyasının ağırlığı altında bile insanın ruhu kendini ifade etmek ister. Bu sefer güzellikle, estetikle ve doğanın binbir renkte açan çiçekleriyle göreceğiz ruhun ve döngülerin sonsuzluğunu çevremizde. Salı akşamı 7’de Ay’ın İkizler’e geçmesiyle enerji değişiyor ve daha rahat, sözlerin ve seslerin daha rahat aktığı günlere giriyoruz.

 

Çarşamba gününe Ay İkizler’de başlıyoruz. E-mail trafiği, toplantılar, iletişim için her ne kadar iyi bir gün gibi görünse de Merkür’ün Balık Burcu’ndaki geri hareketini unutmayalım. Kaybolan mailler, eski mesajlar, eski iş bağlantıları, eski arkadaşlar… birdenbire çıkabilir karşımıza bugün. Etrafımızdaki kişiler fanatizm, kendi değerlerine aşırı bağlılık, kendinden başkasını görmeden, duymadan aşırı ifadeler kullanma gibi abartılı durumlar sergileyebilir. Böyle kişilerle karşılaştığımızda araya biraz mesafe koymakta yarar var çünkü Perşembe günü bu daha da alevlenecek, ama merak etmeyin sadece konuşuyor olacaklar :))

 

Perşembe egoların günü. Ziyadesiyle bencil ve ben-merkezli olan arkadaşlarımızı biraz kendi haline bırakmak gerek bugün. İşyerinizde ciddi ego kavgaları olabilir, arada kalmayın, kenara çekilin. Bununla birlikte “selfless” hareket edenler için de ciddi ödüller göründüğünü unutmamak gerek. Bugün “ben ben ben”i bırakıp sadece çalışmamız, disiplinli, dürüst, adil ve sebatkar olmamız bekleniyor. Evet, harika ve biricik, eşi benzeri olmayan bir mücevher olduğun da doğru ama bugün sanki bir ego tuzağı ve bu tuzağı sabırla aşabilenler için de belli eforlardan ve çalışmalardan sonra ödüller var gibi görünüyor. Perşembe ilginç bir gün.

morrr

 

Cuma hem dinlendiğimiz hem de yeni bir döneme girdiğimiz bir gün. Güne Ay, hassas ve duygusal Yengeç’te başlıyoruz. Deli gibi geçen haftanın sonunda biraz rahatlamak, biraz daha çok su içmek, duygulara izin vermek istediğimiz bir gün. Bugün Merkür ile Güneş kavuşuyor. Bugün”Merkür cazimi” veya “Merkür Güneş’in Kalbinde” falan değil. Neden değil diye sormayın çünkü teknik ayrıntılar işin içinde girecek. Ayrıntıları hesaplamayı bilen astrologları okumaya devam edin 😉

Haftasonu için yeni bir yazı gelir belki 🙂

 

 

Sevgiler

Begüm

Mart 2019

KADIKÖY

 

 

 

 

Balık’ta Yeni Ay: Denizkızının Gözyaşları

Bu Yeni Ay’ın temaları bana Bohemya operalarının en güzeli olan Rusalka’yı hatırlattı. Disney’in “Küçük Denizkızı” diye bize çaktığı hikaye aslında çok eski bir slav masalıdır, belli ki Kuzey Avrupa’da da söylenegelmiş ki Andersen de bu masalı kaydederek İskandinavya’nın da bir parçası haline getirmiş.

Rusalka, kızkardeşleriyle birlikte Bohemya’nın sık ormanlarında bir gölde yaşayan bir su perisidir. Ay’ın ışıkları bu göle vurduğunda su perileri hepbir ağızdan şarkılar söyler, Ay’a ağıtlar yakarlar. Bir de babaları vardır, suyun en dibinde, yosunların arasında durur, pek çıkmaz su yüzüne.

 

nymph

 

Bohemya prensi bir gün, mahiyatı ve şahane av köpekleriyle ava çıkar. Peşine düştükleri geyik onları çok yorar ve Rusalka’nın gölüne kadar getirir. Masal bu ya, avı kovalamaktan yorgun düşen prens bu gölde yüzünü yıkar, kenarında biraz dinlenmek ister. Fakat bilmiyordur onu uzaktan su perilerinin izlediğini… Bir anlığına gözgöze gelirler ama su perileri insanlara görünmez olduğu için aslında prens görmez Rusalka’yı, Rusalka görür sadece prensi. Prens dinlendikten sonra atına geri atlar ve geldiği dünyaya geri döner… İnsanların dünyasını, ne kadar nankör olduklarını bilmeyen Rusalka’nın da bir parçasını götürür bilmeden beraberinde…

 

O gece dolunaya bir ağıt yakar Rusalka, şimdi birlikte dinleyelim:

 

Ay, derininde ve üzerindesin göğün
Senin ışıkların görür uzakları
Engin dünyanın etrafında gezersin
Ve görürsün insanların evlerinin içini.

Ay, bekle bir anlığına
Söyle bana nerededir sevdiğim.

Gümüşi Ay, haber ver,
Sıkıca sarıldığımı ona.

Bir göz kırpışı kadar da olsa,
Rüyasında beni göster.

Uzaklardan aydınlat onu,
Söyle ona, söyle kimin beklediğini!

Eğer onun insan ruhu, gerçekten rüyada görüyorsa beni,
Hatıram uyandırsın onu!
Ayışığı, sönme, gitme!

 

Tabi Whatsapp yok o zamanlar.

Rusalka, kendi hayallerinde, kendi Su dolu gerçekliğinde yaşamaya devam eder ve prense duyduğu aşk gittikçe büyür içinde; bir şeyi sularsanız büyür de ondan. İnsanlara görünür olabilmek için büyüleyici sesinden vazgeçmesi gereklidir, kuralları böyledir peri dünyasının. (Yani bir erkek için değer mi bilmiyorum, ben ortaokuldayken erkekler geğirme yarışması yapardı). Gölün dibinde yaşayan babası onu uyarır, kardeşleri çok üzülür kararına. Babası bilgedir ve insanlar hakkında da binyıllar içinde bir iki bir şey duymuştur elbet. Ancak Rusalka, dinlemez hiçbirini ve vazgeçer ölümsüzlüğünden de, güzel sesinden de.

İnsan olur, ölümlü olur, yürümeye başlar kuru toprağın üzerinde. O gün yine prens av peşindedir, beyaz bir ceylan bu sefer onu takar peşine. Beyaz ceylan, Prensi Rusalka’ya getirir… Güzeller güzeli peri kızının rüzgarda uçuşan ipek saçlarını ve insanların dünyasıın ötesinden gelen güzelliğini gören prens büyülenir ve kızı kaptığı gibi götürür sarayına. Rusalka’nın kardeşlerinin acı dolu haykırışlarıyla biter ilk sahne.

 

c1

 

Operanın ikinci sahnesinde bizim Prens, bildiğimiz Behlül gibi resmedilmiş. Rusalka’nın güzelliği saraydaki kadınların kıskançlığına konu olur. Konuşamadığı için de kimseyle ilişki kuramaz, arkadaş olamaz. Sadece bir süs gibi gezinir etrafta. Bu esnada prensin çevresinde presesler, kontesler, düşesler… Prens hala Rusalka’nın güzelliğinin ve ifade edilmemiş duygularının farkında değildir, zaten ikinci perdenin ortalarına doğru da “kızım bula bula bunu mu buldun” korosu oluşur seyirciler arasında, sessizce. Sonunda prens, başka ülkelerin birinden gelen alelade bir prensesle el ele tutuşur çıkar balo salonundan…

Bunun üzerine Rusalka göle geri döner, gözyaşları içinde. Yalvarır babasına ve kızkardeşlerine, onu aralarına geri alsınlar diye. Ölümsüzdür hala, ne ölebilir ne de sevdiğini kaybetmenin acısıyla yaşayabilir… Bunun üzerine ormanın yaşlı cadısı ona, prensi öldürmesi için bir hançer verir ama Rusalka bunu da reddeder, yine kendini feda etmeyi seçer.

Fedakarlıkların hepsi nafile değil midir ? 

 

c2

 

Bu yeni ayda ve önümüzdeki haftalarda hayallere, duygulara kapılarak kendimizi yok yere feda etme eğiliminde olabiliriz. Akıl, manlık, gerçekçilik, farkındalık ve büyükleri dinlemek bu süreçte bize en büyük avantajları getirecek. Sulara, duygulara, hayallere fantazilere kapılmadan, sağlam ve gerçekçi olmakta büyük fayda var. Fazla idealist olmaya gerek yok, kendimizden vermeye gerek yok. Zaten fedakarlık kadınlara yutturulmuş şeylerden biri, siz hiç fedakar erkek gördünüz mü ? 

 

Burada gördüğünüz efsane illüstrasyonlar (en baştaki Waterhouse yağlıboya tablosu değil tabi ki) efsanevi Çek illüstratör Artuš Scheiner’e ait.

 

 

 

Sevgiler

Begüm

Mart 2019

KADIKÖY

 

 

 

 

r4