Balık’ta Yeni Ay: Denizkızının Gözyaşları

Bu Yeni Ay’ın temaları bana Bohemya operalarının en güzeli olan Rusalka’yı hatırlattı. Disney’in “Küçük Denizkızı” diye bize çaktığı hikaye aslında çok eski bir slav masalıdır, belli ki Kuzey Avrupa’da da söylenegelmiş ki Andersen de bu masalı kaydederek İskandinavya’nın da bir parçası haline getirmiş.

Rusalka, kızkardeşleriyle birlikte Bohemya’nın sık ormanlarında bir gölde yaşayan bir su perisidir. Ay’ın ışıkları bu göle vurduğunda su perileri hepbir ağızdan şarkılar söyler, Ay’a ağıtlar yakarlar. Bir de babaları vardır, suyun en dibinde, yosunların arasında durur, pek çıkmaz su yüzüne.

 

nymph

 

Bohemya prensi bir gün, mahiyatı ve şahane av köpekleriyle ava çıkar. Peşine düştükleri geyik onları çok yorar ve Rusalka’nın gölüne kadar getirir. Masal bu ya, avı kovalamaktan yorgun düşen prens bu gölde yüzünü yıkar, kenarında biraz dinlenmek ister. Fakat bilmiyordur onu uzaktan su perilerinin izlediğini… Bir anlığına gözgöze gelirler ama su perileri insanlara görünmez olduğu için aslında prens görmez Rusalka’yı, Rusalka görür sadece prensi. Prens dinlendikten sonra atına geri atlar ve geldiği dünyaya geri döner… İnsanların dünyasını, ne kadar nankör olduklarını bilmeyen Rusalka’nın da bir parçasını götürür bilmeden beraberinde…

 

O gece dolunaya bir ağıt yakar Rusalka, şimdi birlikte dinleyelim:

 

Ay, derininde ve üzerindesin göğün
Senin ışıkların görür uzakları
Engin dünyanın etrafında gezersin
Ve görürsün insanların evlerinin içini.

Ay, bekle bir anlığına
Söyle bana nerededir sevdiğim.

Gümüşi Ay, haber ver,
Sıkıca sarıldığımı ona.

Bir göz kırpışı kadar da olsa,
Rüyasında beni göster.

Uzaklardan aydınlat onu,
Söyle ona, söyle kimin beklediğini!

Eğer onun insan ruhu, gerçekten rüyada görüyorsa beni,
Hatıram uyandırsın onu!
Ayışığı, sönme, gitme!

 

Tabi Whatsapp yok o zamanlar.

Rusalka, kendi hayallerinde, kendi Su dolu gerçekliğinde yaşamaya devam eder ve prense duyduğu aşk gittikçe büyür içinde; bir şeyi sularsanız büyür de ondan. İnsanlara görünür olabilmek için büyüleyici sesinden vazgeçmesi gereklidir, kuralları böyledir peri dünyasının. (Yani bir erkek için değer mi bilmiyorum, ben ortaokuldayken erkekler geğirme yarışması yapardı). Gölün dibinde yaşayan babası onu uyarır, kardeşleri çok üzülür kararına. Babası bilgedir ve insanlar hakkında da binyıllar içinde bir iki bir şey duymuştur elbet. Ancak Rusalka, dinlemez hiçbirini ve vazgeçer ölümsüzlüğünden de, güzel sesinden de.

İnsan olur, ölümlü olur, yürümeye başlar kuru toprağın üzerinde. O gün yine prens av peşindedir, beyaz bir ceylan bu sefer onu takar peşine. Beyaz ceylan, Prensi Rusalka’ya getirir… Güzeller güzeli peri kızının rüzgarda uçuşan ipek saçlarını ve insanların dünyasıın ötesinden gelen güzelliğini gören prens büyülenir ve kızı kaptığı gibi götürür sarayına. Rusalka’nın kardeşlerinin acı dolu haykırışlarıyla biter ilk sahne.

 

c1

 

Operanın ikinci sahnesinde bizim Prens, bildiğimiz Behlül gibi resmedilmiş. Rusalka’nın güzelliği saraydaki kadınların kıskançlığına konu olur. Konuşamadığı için de kimseyle ilişki kuramaz, arkadaş olamaz. Sadece bir süs gibi gezinir etrafta. Bu esnada prensin çevresinde presesler, kontesler, düşesler… Prens hala Rusalka’nın güzelliğinin ve ifade edilmemiş duygularının farkında değildir, zaten ikinci perdenin ortalarına doğru da “kızım bula bula bunu mu buldun” korosu oluşur seyirciler arasında, sessizce. Sonunda prens, başka ülkelerin birinden gelen alelade bir prensesle el ele tutuşur çıkar balo salonundan…

Bunun üzerine Rusalka göle geri döner, gözyaşları içinde. Yalvarır babasına ve kızkardeşlerine, onu aralarına geri alsınlar diye. Ölümsüzdür hala, ne ölebilir ne de sevdiğini kaybetmenin acısıyla yaşayabilir… Bunun üzerine ormanın yaşlı cadısı ona, prensi öldürmesi için bir hançer verir ama Rusalka bunu da reddeder, yine kendini feda etmeyi seçer.

Fedakarlıkların hepsi nafile değil midir ? 

 

c2

 

Bu yeni ayda ve önümüzdeki haftalarda hayallere, duygulara kapılarak kendimizi yok yere feda etme eğiliminde olabiliriz. Akıl, manlık, gerçekçilik, farkındalık ve büyükleri dinlemek bu süreçte bize en büyük avantajları getirecek. Sulara, duygulara, hayallere fantazilere kapılmadan, sağlam ve gerçekçi olmakta büyük fayda var. Fazla idealist olmaya gerek yok, kendimizden vermeye gerek yok. Zaten fedakarlık kadınlara yutturulmuş şeylerden biri, siz hiç fedakar erkek gördünüz mü ? 

 

Burada gördüğünüz efsane illüstrasyonlar (en baştaki Waterhouse yağlıboya tablosu değil tabi ki) efsanevi Çek illüstratör Artuš Scheiner’e ait.

 

 

 

Sevgiler

Begüm

Mart 2019

KADIKÖY

 

 

 

 

r4

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s