Kahramanın Sonsuz Yolculuğu: Aslan Burcu

Sabah oldu. Güneş tüm ihtişamıyla doğup da karanlık dünyayı aydınlatırken bizim kahramanımızın kaldığı odanın pencerelerinden de sızdı günışığı içeriye. İyice dinlenmiş halde uyanan kahramanımız bugün şehri gezip görmek istiyordu.

Handan çıkıp şehri gezmeye başladı. Burada her şeyden önce dikkatini çok güzel bir yapı çekti. Geniş bir alan içine kurulmuş, binbir özenle yapılmıştı belli ki. Burası bir saray olmalıydı, iyi koşumlu at arabalarının arasından geçerek sarayın kapısına geldi ve artık her nasılsa içeriye girdi…

Avluda onu pratik yapmakta olan bir tiyatro ekibi karşıdı. Onların ardında bir grup müzisyen çalışıyordu. Burası sanki bir sanat eviydi, ya da sadece sarayın girişi… Herkes neşeliydi etrafta, üzgün bir tek kimseyi dahi bulamazdınız. Burada ortada kurulmuş bir sahne vardı, oyuncular kostümleriyle inip çıkıyorlardı bu sahneye, yönetmenleri ve hocaları onlara bir şeyler anlatıyordu sürekli. Müzik, binlerce renk – kırmızılar, morlar, pembeler, turuncular – neşe ve yaratıcılık vardı her tarafta. Bir oyun oynuyor gibiydi herkes.

İnce dokunmuş perdelerle süslüydü bu saray, etrafta altın kakmalı süsler, heykeller vardı. Görülmeye değer bir yerdi. Buradaki herkes sanki belli bir kişinin etrafında toplanmış ve yana yakıla ona hizmet etme derdine düşmüş gibiydi.

Derken borular ötmeye başladı… Kraliçe geliyordu, herkes yoldan çekilip kraliçeye ve ardından yürüyen hanımlarına yol açtı. Kraliçe ve hanımları yürürken erkekler eğiliyor, kadınlar diz kırıyordu. Sanki büyük, gerçekten çok büyük, bir şey oluyormuş havasındaydı her şey. Tabi ki kahramanımız zavallı bir taşralı olduğu için böyle şeylerden habersizdi. Ne protokol bilirdi ne de gerektiği yerde gerektiği gibi davranmasını…

Burası Aslan diyarıydı ve Aslan tabi ki saygı görmeyi ve takdir edilmeyi hak ediyordu.

Kraliçe yaklaştı. Altın sarısı bir elbise giyiyordu. Başında altından dökülme, çok değerli taşlarla süslü bir taç taşıyordu. Saçları iki yana ışıltılar içinde büklüm büklüm dökülmekteydi. Yüzükleri, küpeleri ve enfes gerdanlığıyla bir yıldız gibi parlıyordu Kraliçe herkesin ortasında… Ona en yakınında hizmet eden kadınlar da belli ki soylu kişilerdi, hepsi birbirinden güzel, birbirinden mutlulardı. Kraliçe altınsa, bu kızlar da gümüş olmalıydı.

Kraliçe iyice yaklaştı kahramanımızın olduğu yere, borular susmuyordu, herkes kutluyordu kraliçenin bu kutlu geçişini, önünde eğiliyorlardı. Kraliçe bizim kahramnın önünden geçerken bizimki dondu kaldı… eğilemeyi unuttu gördüğü harikalığın karşısında… Öyle aval aval baktı kraliçenin yüzüne, bakakaldı… O daha ne olduğunu anlamadan nöbetçiler onu iki kolundan tuttukları gibi sürüklemeye başladılar…

Bakalım bir dahaki bölümde neler gelecek kahramanımızın başına…

 

 

Sevgiler

Begüm

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s